Posts Tagged ‘Bağımsızlık’

Warren Buffet’tan hayat dersi

December 17th, 2014

Warren Buffet der ki;

Gelir üzerine:
Asla tek bir gelir kaynağın olmasın. İkinci bir kaynak için yatırım yap.

Harcama üzerine:
Eğer ihtiyacın olmayan şeyleri satın alırsan, bir gün ihtyiacın olanları satmak zorunda kalırsın.

Tasarruf üzerine:
Harcamalarından kalanı tasarruf etme, tasarruflarından kalanı harca.

Risk üzerine:
Bir nehrin derinliğini iki ayağınla birlikte ölçme.

Yatırım üzerine:
Bütün yumurtaları tek sepete koyma.

Beklentiler üzerine:
Dürüstlük pahalı bir hediyedir, bunu ucuz insanlardan bekleme.

Ulusal Seferberlik Çağrısı

July 25th, 2013

Ulusal Seferberlik Çağrısı

Cumhuriyetimiz, kuruluşundan bu yana en kritik günlerini yaşamaktadır.

Çok yönlü sinsi bir işgal ile küresel güçlerin örtülü sömürüsü sürdürülmekte ve ülke bütünlüğümüzü yıkıp ulusal birliğimizi parçalamak isteyenlerin çabaları yoğunlaşmaktadır. Siyasal iktidar, bu tehlikeli durumu halkın gözünden kaçıracak her türlü propaganda ve baskı aracını en etkili biçimde kullanmaktadır.
“CUMHURİYET VE ATATÜRKÇÜLÜK TASFİYE SÜRECİNE SOKULMUŞTUR”

» Read more: Ulusal Seferberlik Çağrısı

Millet

April 4th, 2013

Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.

Ya İstiklal, Ya Ölüm!

January 17th, 2012

Ya istiklal, ya ölüm!

İşittim ki bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyormuş..Ben kimseyi zorla milli meclis’e davet etmedim..Herkes kararında hürdür; bunlara başkaları da katılabilir..

Ben bu mukaddes davaya inanmış bir insan sıfatıyla buradan bir yere gitmemeye karar verdim..Arzu ederseniz hepiniz gidebilirsiniz.. O takdirde Asker Mustafa Kemal, mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline de Bayrağı alır, elmadağı’na çıkar, orada tek kurşunu kalıncaya kadar vatanı müdafaa eder, kurşunları bitince aciz vücudunu bayrağına sarar, düşman kurşunlarıyla yaralanır, temiz kanını mukaddes Bayrağına içire içire tek başına can verir..

Ben buna and içtim..

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

AFYONKARAHİSAR KOLORDU DAİRESİNDE SUBAYLARA HİTABEN KONUŞMA (31TEMMUZ 1920)

January 12th, 2012

Efendiler!

Eski silâh arkadaşlarımla böyle yakından ve samimi temasta bulunmaktan büyük vicdanî zevk hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbıhal etmek isterdim. Fakat çoksunuz: müsait yer de yoktur. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle ile mülâhaza etmekle yetineceğim.

Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atıfetine borçlu değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerde tabiaten ve yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvetle, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur.

Dünyada hayat için, insanca yaşamak için bağımsızlık lazımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder.

Kuvvet ordudur. Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdanî imanıdır.

İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvelâ onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silâhlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüze ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak plânını takip ettiler ve ediyorlar.

Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayı mahvetmek, aşağılamak lâzımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz. Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.

Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak huzuruna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim ile karar vermiştir. Zaman zaman şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vuramayacaktır. Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lâzım olduğunu söylediğim kaynak -ki milletin vicdanî imanıdır- mevcuttur. Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulunur. Malûm bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; “ordunun ruhu subaylardadır. “. O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.

Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların, subayların yüce olan vazifesi budur. Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlâl edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve felsefeleriyle, giriştiğimiz bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler.

Şahsi ve hususi itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıflarının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler.

Çünkü düşmanlarımız herkesten önce onları öldürürler. Onları aşağılar ve hor görürler. Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır; şerefini korumak! Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi

ayaklar altına almaktır.

Dolayısıyla subay için “ya istiklâl, ya ölüm” vardır. Fakat arkadaşlar ÖLMEYECEĞİZ, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız.

Mustafa KEMÂL

IMF

April 14th, 2009

Çobanın biri dere kenarında koyunlarını otlatıyormuş. Tam o anda, yanına bir Cherokee Jeep yanaşmış. Brioni gömlek, Prada ayakkabılar giyen, Ray-Ban gözlüklü ve Stefano Ricci kravatlı bir sürücü, aşağıya inip, çobana sormuş.

— Kaç tane koyunun olduğunu bilirsem, bana onlardan bir tanesini verir misin?

Çoban, bir adama bir de koyunlarına bakmış; “Tamam” diye cevap vermiş.

Genç adam arabasını park etmiş. Telefonunu bilgisayarına bağlayıp, bir NASA sitesine girmiş, GPS’ini kullanarak yeri taramış, bir database ve logaritma ile doldurulmuş 60 excel tablosunu açmış ve 150 sayfalık bir rapor basmış. Ardından, çobana dönerek;

“Tam 983 adet koyunun var” demiş.

Çoban da “Doğru” diye cevap vermiş, “Koyununu alabilirsin”. Genç adam koyunu almış ve jeep’inin arkasına koymuş. Bu kez çoban genç adama dönüp;

“Peki… Senin nerede ve ne iş yaptığını bilirsem, koyunumu geri verir misin?” diye sormuş. Adam da “Evet neden olmasın” diye yanıtlamış. Bunun üzerine çoban;

“Sen IMF’de uzmansın” demiş.

Adam hayretle sormuş; “Nasıl oldu da bildin?” Çoban “Çok basit” diye cevap vermiş. “Buraya çağrılmadan geldin, bu bir. İkincisi benim bildiğim bir şeyi bana söylemek için benden bir koyunumu istedin. Üçüncüsüne gelince, yaptığın hiçbir şeyden anlamıyorsun çünkü köpeğimi aldın!”

Ergenekon

July 3rd, 2008

Sistemini kuranlar, sistemlerini korumak için her türlü yola başvurabilirler. Bunu yapmakta haklı olduklarından söylemiyorum… Bunun bir refleks olduğunu bildiğim için söylüyorum…

AKP bir yandan ufak ufak sistemi değiştirirken, bir yandan da kendi kurmakta olduğu sistemi korumak için bozduğu sistemi koruma girişimlerini güçlenmeden, doğmadan yok etmek için girişimlerde bulunuyor…

İşte “Ergenekon” bunun adı…

Ergenekon hepimizin bildiği gibi bizim doğuş destanımız aslında… Binlerce yıl içinde kaç kez küllerimizden tekrar doğmadık mı? O zaman bu operasyona bu adın verilmesi neden olabilir…? Kendilerince mantıklı bir açıklamaları vardır elbet. Aman benim anladığım kadarıyla ümmet-millet savaşı veriliyor… Türk Milletinin doğuşunu anlatan destanın adı, Türk Milletini arap ümmetine dönüştürmenin savaşına isim oluyor…

Bakmayın siz onların meydanlarda “Ne mutlu Türküm diyene” diye bağırmalarına. Onlar aslında içten içen arap tebası olma yarışındalar…

Bu yarışı sürdürürken yapılan gözaltılara baktığımızda, bir tane Türk olmaktan gurur duymayan, Türkiye Cumhuriyeti için çalışmaktan geri durmayan kişi var mı?

Ben sayımızın hala onlardan daha çok olduğunu biliyorum. Endişem: olay tehlikeli boyutlara ulaşacak. Bu kaçınılmaz. Bu bir refleks. Onlar yıkmaya çalışırken, bizler sistemimizi koruyacağız.