Posts Tagged ‘AKP’

2B Arazileri satılamaz

January 26th, 2009

TEMA logo

Bildiğiniz gibi AKP cumhuriyetimizin ne kadar kazanımı varsa yerle bir etmeyi, varlıklarını yandaşlarına peşkeş çekmeyi geldiği ilk günden bu yana sistematik bir şekilde arttırarak devam etmektedir… Kendilerinde bu güveni nerden buluyorlar bilinmez ama şu noktada Allah korkuları olmadığı kesin…

Bir hata yapılmıştır ve bir arazi orman niteliğini yitirmiş olabilir… Bu hatayı telefi etmenin yolu o araziyi satmaktan mı geçer? O araziye tekrar orman niteliği hadi geçtim, yeşil alan niteliği kazandırılamaz mı? İlla ki birilerine satıp elden çıkarmak mı gerekir?

İçinde azıcık Allah korkusu olan insanlar böyle davranamaz değil mi?

İşte bu konuya dikkat çekmek, kamuoyu oluşturmak için TEMA‘nın bir imza kampanyası var.

Siz de kampanyaya katılarak konuya duyarlılığınızı gösterebilirsiniz.

İmza kampanyasına http://www.tema.org.tr/2B/ adresinden katılabilirsiniz…

Not: söylemeden edemiyeceğim. Konu hassas bir konu ama imza formunda doğum tarihi ve eposta bilgisi gibi kişisel bilgilerin istenmesi ve formun altında kafadan işaretli olarak gelen “TEMA Vakfı Haber Listesine Katılmak İstiyorum” seçeneğinin bulunmasını ahlaki olarak yanlış buluyorum…

Ülkenin değişen yüzü

November 19th, 2008

Önce haberi okuyun lütfen…

milliyet

Değişen iktidar ile TRT de yeni yerleşen zihniyet bu işte…

Banu Avar ülke ülke gezip belgesel tadında gazetecilik çalışmaları yapıyor… İzlenilen 60 dk bir programı hazırlamak için günlerce ekibiyle birlikte çalışıyor. Program başına 30 bin alıyor.

Hakan ŞÜKÜR ise programdan bi süre önce çıkıp ekranda atıp tutacak, ve program sonunda çıkıp gidecek… “Bu iş için aldığı para 10 bin YTL bile değil… Çok ucuza kapattık” denebiliyor.

Elmalarla Armutları karşılaştırıp bunu halka sunuyorlar ve ne yazık ki bizler de yutuyoruz…

Durum bundan daha iyi anlatılamaz ki…

September 14th, 2008

Deniz Feneri komedyası

September 10th, 2008

Ortalık çok fena karıştı, Cem Yılmaz’ın gora da Erşan Kuneri karakteri ile söylediği gibi “olay köşkte geçiyor; ahçı uşağa, uşak bahçıvana, bahçıvan şoföre, şoför uşağa, sonra hepsi uşağa” Herkes birbirine girdi. Ben bu olayda tek gördüğüm AKP’ nin köşeye sıkıştığı ve bu sıkışmışlıkla saçma açıklamalar yapmaya ve yaptırtmaya başladığı…

İlk olay, sanıklardan biri “diğerine, başbakana verilmek üzere parayı teslim ettiğini” söylüyor. Sonra diğeride bunu doğrulayarak “Parayı başbakan a teslim ettim” diyor. Ardından dün ağız değiştirip “Ben başbakana para teslim etmedim, kayıtlara geçsin!” diyor. Hehe… “Parayı aldın yani, köftehor!” diyorum içimden…

İkinci olay, Deniz Feneri dernek başkanı çıkıyor lojistik merkezinde basın toplantısı yapıyor. Açıklamalarında “bizim almanya da ki dernekle ilgimiz yoktur!” diyor. Sonra bu söylediğini kendi kendini yalanlayarak “Almanyadaki derneğe dava açıldığında derneğimiz üç ay süren denetlemeye alınmıştır ve almanya deniz feneri derneği ve kanal 7 televizyonu ile ilişkilerimiz bir usülsüzlük bulunmadığı sonucuna varmıştır” diyor… Yani hem ilişkin yok hem de olmayan ilişkide herşey usülüne uygun…

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu…

Bebeklerde Bıngıldak, Medya

August 9th, 2008

Başlığı okuduğunuzda anlamsız 2 konu başlığı gördünüz…

Bir bebek beklediğimiz için bebeklerle ilgili programlar daha fazla ilgimizi çekmeye başladı… Hangi kanalda bir bebek ya da bebek programı görsek izliyoruz… O kadar kaptırıyoruz kendimizi hangi kanalda olduğumuzun bile farkına varmadan izliyoruz.

Hafta sonu öğleye doğru, TV kanallarında gezinirken kocaman “Bebeklerde Bıngıldak” yazısını görünce hemen izlemeye başladık… Geçenlerde Başak ve Umut Kuzenlerimin bebeği dünya gelmiş, ziyaretine gitmiştik. Ziyaret sırasında eşim mesleki bilgilerinden faydalanarak bebeğin başıyla fazla oynanmasının sakıncalı olabileceğini söylemişti. Bu nedenle de konu daha fazla ilgimizi çekmişti.

Programın adı “Minik Misafir”di. Altta sürekli olarak “Bebeklerde Bıngıldak” yazısı kalıyor arada bir de konuşan şahsın kim olduğuna dair bilgi yazısı “Prof. Dr. Hakan ŞATIROĞLU” ekrana geliyordu…

“Bıngıldağı hafifçe elimizle kontrol edip, erken kapanması durumunda hemen bir hekime başvurmalıyız… ” Sayın profesör bıngıldak konusunu anlatırken sanki konunun bir parçasıymış gibi şunları söylemeye başladı:

“Doktorlar zaten durumu sürekli kontrol edeceklerdir. Aslında biz çok şanslıyız, çok güzel bir sağlık sistemimiz var… Her ne kadar basında, orada burada sadece sağlık sistemimizin kötü yanları, acil servislerde yaşanlar, sağlık skandalları gösteriliyor olsa da sağlık sistemimiz çok iyi… Özellerden hiç bahsetmiyorum, her mahallede sağlık ocağımız var… Daha iyi anlatabilmek için bir karşılaştırma yapayım. Örneğin bizde 20.000 kadın doğum uzmanı var bu sayı nüfusu 65 Milyon olan İngiltere’de 5.000 dir… Ayrıca 70.000 civarında pratisyen hekimimiz var ki bunlar sağlık sistemimizin asıl neferleridir… Hastaneler artık yataklı hizmet veren yerlerdir… Diğer sağlık sorunları 1. kademe dediğimiz sağlık birimlerinde pratisyen hekimlerimiz tarafından giderilmektedir… Bir sorun olduğu zaman hemen mahallemizde bulunan sağlık ocağına koşabiliriz… Yoksa mutlaka yan mahallede vardır, oraya gidebiliriz… Sağlık ocağına gittiğimizde herşey ücretsiz olarak yapılır…”

Sonra tekrar bıngıldak konusuna döndü…

“Bıngıldak çok önemlidir…”

Eşim’e döndüm ve “Ne anlattı şimdi bu adam.” dedim… Sonra ikimizde aslında AKP yanlısı bir televizyon kanalı olan “Kanal A” izlemekte olduğumuzu adamların çaktırmadan programların içlerine hükümet propangandaları yerleştirdiğini anladık…

Konuşan bir profesördü… Önemli bir konuda bilgi verecekti… Tüm algılarımızı bu zatı dinlemek üzere açmış anlattığı her şeyi ön yargılarımızı devre dışı bırakmış olarak alıyorduk. Propanganda sırasında bizde de tüm diğer insanlarda olacağı gibi “Gerçekten çok şanslıyız, aslında sağlık sistemimiz çok iyi…” fikri oluşmuştu.

Görülüyorki bu insanlar gerçekten büyük bir medya gücüne sahip ve bunu akıllıca kullanıyorlar… O kadar akıllıca ki sizi yumuşak olduğunuz noktalardan yakalayıp, beklemediğiniz anda düşüncelerini empoze ediyorlar…

Şu kadar lafın üstüne tek şunu söylemeliyiz…

Duyduğunuz her şeye inanmayın… Araştırın, sorgulayın… Oy verirken geleceğinizi şekillendirdiğinizi unutmayın…

Mesela bu sayın profesörün verdiği rakamlara bakalım. TÜİK sitesine girip ilgili istatistiklere baktım… Nedense istatistiklerde 2007 yılı yoktu… Bu nedenle 2005 ve 2006 rakamlarına bakalım…

“70.000 Pratisyen Hekimi Var!”

PRATİSYEN HEKİM SAYISI (2005) : 53.595
PRATİSYEN HEKİM SAYISI (2006) : 56.701

Artış 3.106. Yani iyimser bir hesapla pratisyen hekim sayımız 66.000 olmuştur… 70.000 demek ya da 70.000 civarı demek bile büyük bir yalandır… Üstelik istatistiklerde böyle bir rakam olmadığına göre birilerinin bu rakamları sayın profesöre verip söylettirdiği ortaya çıkıyor…

“20.000 Kadın doğum uzmanı var!”

UZMAN HEKİM SAYISI (2005) : 53.103
UZMAN HEKİM SAYISI (2006) : 57.882

Artış 4.779 kişi. Yine iyimser bir hesapla uzman doktor sayımız. 68.000 olmuştur. Hadi 12.000 de benden 80.000 adet uzman doktorumuz olsun. Yani her 4 doktordan biri Kadın doğum uzmanı… Bir hastaneye gittiğinde elini sallasan kadın doğum uzmanına çarpar…

TUİK yapmamımış ama ben ayak üstü bi istatistik çıkartayım. 70.000 pratisyen hekim demek ortama 1.000 kişiye bir pratisyen düşüyor demek. 80.000 uzman doktor demek ortalama 900 kisiye bir uzman doktor düşüyor demek… Konu uzman doktor olunca 10 farklı uzmanlık olduğunu düşünseniz bir uzmanlık dalındaki doktora ortalama 90.000 kişi düşecek demektir… Bu yaptığım istatistik tabi ki bilimsel ya da gerçek değil… Ama kafamızda bir resim oluşturmuştur her halde…

Sayın profesörün İngiltere ile ilgili verdiği rakamlara ulaşamadım… Ama yukarıda rakamlarla yarattığı imaj benim için yeterli oldu…

İşte bu yüzden Aldatma ve Kandırma bu partiden sorulabilir..

Referanslar:
http://www.tuik.gov.tr/
http://www.statistics.gov.uk/

AK Parti Kapatılmadı…

July 31st, 2008

Anayasa mahkemesi kararını açıkladığı andan itibaren medyanın büyük bölümü ağız birliği yapmış gibi. Tüm haberlere “AK Parti kapatılmadı…” diye başladı. Halen daha tüm tartışma programlarında alt yer alan bantlarda sürekli “AK Parti kapatılmadı…” yazılarını görebilirsiniz… Her yerde sanki parti ve suçlanan kişiler beraat etmiş gibi bir hava var… Kimse savcının Anayasa mahkemesine açtığı davada mahkum edildiğinden bahsetmiyor…

Evet kimse bahsetmiyor… Ama AK Parti mahkum olmuştur… Yani suçlamalar kabul edilmiş ve mahkeme bir ceza takdir etmiştir…

Medya’da çarpıtılan bir konuda kararın alınmasında etkili olan oylardır… Tek vurgulanan şey Kapatılmama kararırın 6 ya 5 oyla alınmış olmasıdır… Evet parti kapatılmamıştır. Çünkü kapatılsın diyenlerin sayısı 6 da kalmış yeter sayı olan 7yi bulamamıştır. Öte yandan yine ne hikmet medyamız verilen mahkumiyet kararının 10a karşı 1 oyla alındığından yani 11 üyeden 10 tanesinin AK Partinin laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği konusunda hem fikir olup mahkum edilmesine karar vermiştir.

Ama hala medyamız inatla işlerine gelen 6-5 den bahsetmektedirler…

Nedir bu 6-5, 6 kişi “AK Parti suçludur kapatılsın” demiştir, 4 kişi “AK Parti suçludur ama kapatılmasın hazine yardımından mahrum bırakılsın” demiştir. 1 kişi ise “AK Parti suçsuzdur, odak haline falan gelmemiştir, kapatılmasın” demiştir

Yani, yüksek mahkemenin 10 üyesi “AK PARTİ SUÇLUDUR!” demiştir.

Her ne kadar Anayasa mahkemesi başkanı “Ciddi bir ihtar verdik” dese de AK Parti cephesinden gelen açıklamalar bunun hiç de ciddiye alındığını gösterir nitelikde değildi. Başbakan yaptığı açıklamalarda bir tek “Durmak yok, yola devam!” demedi…

Temennim AK Part silkelenir ve tabana ait %47 oyu yönetim kademelerine demokratik bir anlayışla yansıtabilir ve gittiği yanlış yönden böylece dönebilir…

Her ne kadar mahkeme AK Partiyi kapatmayarak beklenen krizin sorumluluğunu yüklenme görevini AK Partiye iade etmişse de, sabir gördüğü suçla ilgili olarak ismi geçen kişilere de cezalarını vermeli idi… Zaten suçu işleyen parti değil, partiyi yönetenler değil midir? O halde neden bireylere hiç ceza verilmemiştir…

Türk adaleti bun yanlışı tez zamanda düzeltmelidir…

Çekidüzen verecek bir hareket lazım

July 3rd, 2008

“Son zamanlarda ülkemizde cereyan etmekte olan olaylar halkta büyük bir endişe yaratmıştır. Bu endişenin büyüklüğünün nedenlerinden en önemlisi, olup bitenlerin sebep ve muhtemel sonuçlarının yetkililerce halka, onların anlayabileceği bir dille, anlatılamamasıdır. Olup bitenler, halk tarafından anayasal kurumlar arasındaki güven ortamının sarsıldığı, aralarında nüfuz kavgasının yapılmakta olduğu, ülkenin bir kaosa doğru gitmekte olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Resmi bir aktörün, daha geç olmadan, ortaya çıkıp, ortalığa çekidüzen verecek bir hareketi, halkı da arkasına alarak, gerçekleştirmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Kurumlar arası tesanüdü kimin sağlayacağı Anayasa’da açıkça belirlenmiştir. Ama bu görevin yerine getirilmesine katkıda bulunabilecek, halkın güvenini kazanmış, politik beklentileri olmayan diğer akil adamların da davet beklemeksizin devreye girmesi bir zorunluluk haline gelmiştir.”

Hilmi ÖZKÖK

Katılıyorum Paşam, bunu en iyi ordu yapacaktır…

Ergenekon

July 3rd, 2008

Sistemini kuranlar, sistemlerini korumak için her türlü yola başvurabilirler. Bunu yapmakta haklı olduklarından söylemiyorum… Bunun bir refleks olduğunu bildiğim için söylüyorum…

AKP bir yandan ufak ufak sistemi değiştirirken, bir yandan da kendi kurmakta olduğu sistemi korumak için bozduğu sistemi koruma girişimlerini güçlenmeden, doğmadan yok etmek için girişimlerde bulunuyor…

İşte “Ergenekon” bunun adı…

Ergenekon hepimizin bildiği gibi bizim doğuş destanımız aslında… Binlerce yıl içinde kaç kez küllerimizden tekrar doğmadık mı? O zaman bu operasyona bu adın verilmesi neden olabilir…? Kendilerince mantıklı bir açıklamaları vardır elbet. Aman benim anladığım kadarıyla ümmet-millet savaşı veriliyor… Türk Milletinin doğuşunu anlatan destanın adı, Türk Milletini arap ümmetine dönüştürmenin savaşına isim oluyor…

Bakmayın siz onların meydanlarda “Ne mutlu Türküm diyene” diye bağırmalarına. Onlar aslında içten içen arap tebası olma yarışındalar…

Bu yarışı sürdürürken yapılan gözaltılara baktığımızda, bir tane Türk olmaktan gurur duymayan, Türkiye Cumhuriyeti için çalışmaktan geri durmayan kişi var mı?

Ben sayımızın hala onlardan daha çok olduğunu biliyorum. Endişem: olay tehlikeli boyutlara ulaşacak. Bu kaçınılmaz. Bu bir refleks. Onlar yıkmaya çalışırken, bizler sistemimizi koruyacağız.

Türk dizileri

June 24th, 2008

Emperyalist devletler, yaşayabilmek için başka devletleri sömürmek zorundadır. Bu işi yaparken kaynak olarak kullanılacak devletin olabildiğince küçük parçalara ayrılıp sömürülmesi yolu çok makbuldür.

Yugoslavya, Sovyetler Birliği, Irak, Çekoslovakya ve daha niceleri hep bu tezgah sonucu artık yok…

Peki bu milletlerin elleri armut mu topluyordu da emperyalist güçler emellerine rahatça ulaşabildi? Tabi ki hayır. Sadece uyuşturulmuşlardı.

Daya televizyonu, daya diziyi, daya yarışmayı… Taktik hep aynı…

Bir ara bizde de bir çok pembe dizi bu amaç için kullanıldı… Etkili olmadığını düşünebilirsiniz ama elimizden alınan şeylerin yavaş yavaş farkına varmaya başlayacağız. (Tabi önce gaflet uykusundan uyanmamız lazım…)

Tabi bu pembe diziler sadece bizde değil bize yakın kültürlerde de kullanılmak istendi. Ancak, pembe dizilerde bir sıkıntı vardı. Müslüman milletler üzerinde etkisini beklenen hızda göstermiyordu. Çünkü bizim kültürümüzden çıkmıyorlar, bizim örf, adet ve anenelerimize ters düşüyorlardı.

Aradan uzun bir süre geçti… Sonra nasıl olduysa birden ülkemizde dizi sektörü patladı. Her kanalda günde 3-5 dizi yayınlanır hale geldi. Yabancı pembe dizilere alternatif yaratılmıştı. Daha sonra bu diziler komşu Arap ülkeler ve Türki cumhuriyetlerde gösterlimeye başlandı. Hatta kardeş ülke Azerbeycan’da Türkçe değil dublajlı olarak izletilmesi konusu bile tartışıldı.

Herkes dizilerdeki karakterleri yaşamaya, onların dertlerini dert bilmeye, çalışma saatlerinde bile olayları irdeleyip tartışmaya başlamıştı… Cebindeki para gizlice alınıyormuş… Koy götüne, rahvan gitsin… Kimin umurunda. “Ferhunde .r..p.s. Şevket’i aldatıyormuş, yazık Şevket harcanıyormuş. İstese Sedef verirmiş ama treni kaçırmış… Ama Ferhunde’nin foyası ortaya çıkınca tekrar bi şans olabilirmiş…” Kardeşim sen bunların tartışırken ayağındaki donu bile satıyor birileri… Mutfağındaki un başka taraflara akıtılıyor… Haberin yok…

Senin neyden haberin var… Hükümetin yaptığı yakacak yardımından, yiyecek yardımından… Ne iyi hükümet değil mi?

Bence artık uyanmanın vakti geldi… Silkelenin ve kendinize gelin. Hepimizin içinde olduğu bu durumunda tek sorumlusu AKP ve politikalarıdır… Yaşadığınız hayatın boktanlığından AKP sorumludur. Yine bizden topladıkları paralarla yaptıkları yardımlara kanmayın… 5 alıp 1 verenlere aldanmayın…

En başta saydığım ülkelerin arasında bizlerin de isimlerinin sayılmaması için TV izlemekten daha faydalı şeyler yapmaya başlamamız lazım… En azından zamanınızı öldürmeyin. Haber, tartışma programı izleyelim…

Hiçbir şey yapamıyorsak bile kapatalım televizyonu, sevdiklerimizle vakit geçirelim, sohbet edelim…

Kesinlikle “Yaşadığımızın farkına varacağız…”

Eskişehir Odunpazarı Evleri ve Burhan Altıntop

June 14th, 2008

Şu Burhan Altıntop alem adam…

Geçen ‘Avrupa Yakası’ izliyorum. Bir sahnede bir haber programı çekimi yapılıyor. Spiker kız soruyor buna. Bu da anlatıyor. ‘Odunpazarı evlerini nasıl harabe durumdan kurtarıp, bugünkü güzel görünümlerine getirdiklerini’

Konuyu bilen biri olarak içimden atma Burhan din(!) kardeşiyiz diye düşündüm…

Burhan DollarAma böyle kaypak ve çıkarları için biricik anneciğini satabilecek bir adamdan başka ne beklenebilir ki!

Neyse ki bu karakter hayal mahsulü ve insanların kolay kandırılıp oylarının çalınamadığı bir ülkede yaşıyoruz…

Allah’tan neyse ki!!!

Zaten öyle olmasa AKP hükümeti Cumhuriyetimizin kazanımlarını nasıl korur(!) ve daha ileriye(!) götürebilirdi ki. Onlara ne kadar teşekkür(!) etsek azdır… Ben sabah akşam günde 40 posta teşekkür ederiyorum. Allah razı(!) olsun diyorum…