Gmail’de Google+ değişikliği

Dün Google yeni bir güncelleme hakkında e-posta gönderdi. Fark etmemiş olanlar için bu güncelleme hakkında ufak bir uyarı yazısı yazmanın uygun olacağını düşündüm.

Güncelleme ile sizi Google+ çevrelerine eklemiş kişilerin size eposta göndermesinin yolu açılmış oluyor. Yani sizin eposta adresinizi bilmese bile sizi Google+ çevresine eklemiş birisi GMail hesabından size eposta gönderebilecek. Hizmet bazı kişiler tarafından iyi bulunup kullanılacak olsa bile buradaki sorun bu özelliği istemiyorsanız gidip kapatmak sorunda kalacak olmanız. Normalde etik gereği yeni bir özellik eklediğinizde mevcut ayarları korumanız ve isteyenlerin gidip hizmeti açmasını sağlamanız gerekir. Ama bu durumda google bu hizmeti yaratırken düşündüğü amacına ulaşamayacağı için bir ufak kurnazlıkla bu hizmeti herkese varsayılan olarak açık sunmayı tercih ediyor. Çakal Google 🙂 Tabi bu durumda o epostayı okumayan ya da görmeyen insanlardan normalde bu hizmeti kapatmayı tercih edecekler habersiz kalıyor ve istemeden bu hizmetin bir parçası oluyorlar.

Eğer bu hizmeti kullanmak istemiyorsanız yapmanız gereken çok basit GMail genel ayarlarında “Google+ yoluyla eposta gönder” ayarını değiştirmeniz yeterli olacaktır.

Hepinize iyi gunler

Ulusal Seferberlik Çağrısı

Ulusal Seferberlik Çağrısı

Cumhuriyetimiz, kuruluşundan bu yana en kritik günlerini yaşamaktadır.

Çok yönlü sinsi bir işgal ile küresel güçlerin örtülü sömürüsü sürdürülmekte ve ülke bütünlüğümüzü yıkıp ulusal birliğimizi parçalamak isteyenlerin çabaları yoğunlaşmaktadır. Siyasal iktidar, bu tehlikeli durumu halkın gözünden kaçıracak her türlü propaganda ve baskı aracını en etkili biçimde kullanmaktadır.
“CUMHURİYET VE ATATÜRKÇÜLÜK TASFİYE SÜRECİNE SOKULMUŞTUR”

Continue reading “Ulusal Seferberlik Çağrısı”

Ücretsiz Uygulamalar

Ücretsiz uygulamaların güzel bir listesine benziyor. Sizlerle paylaşayım dedim.Bi de kusuruma bakmayın. Linkleri metin olarak koyabildim. Copy&paste’inize sağlık artık…

DİKKAT: Tüm linkler test edilmedi içinde iptal olanlar ya da güncelliğini yitirmiş olan olabilir.
Continue reading “Ücretsiz Uygulamalar”

İşlemeyen Devlet

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın diye öğütler Şeyh Edibali, genç Osman Beye. Üstünden 700 yıl geçtiğinden midir nedir bilinmez devletin başındakilar artık bunu hatırlamaz hale gelmiş olacaklar ki vatandaş söz konusu olduğunda sistemleri bir türlü işlemiyor. Konu milletvekili maaşı ya da bir rant olduğunda ise yasalar, kararlar jet hızıyla çıkıyor meclisimizden.

Geldiğimiz noktada devletin kurumlarını hiç bu kadar sistemsiz hiç bu kadar laçka görmemiştim. Bunları yazıyorum çünkü devletle bir işiniz olmadığında size yansıtılan tablonun toz pembe renklerine kanıp her şeyin çok yolunda olduğunu düşünmeniz çok olası. Çünkü tüm kanallardan öyle bilgiler pompalanıyor ki halka çok büyük işler başarmışız, hiçbir sorun yok, o halde durmak yok yola devam mesajları gönderiliyor.

Ben ise çok yalın, gerçek bir tablo çizeyim.

Devletin kurumları çalışmıyor. Özelleştirilen kurumlar hizmetlerini taşeronlar kanalıyla alabildiğine kalitesiz şekilde sürdürüyorlar. Ortada bilgi edinme kanunu diye bir saçmalık var ama istediğiniz bilgiyi size verecek hiç bir kişi ya da kurum yok. Kendi yolunuzu bulmanız ise ne kadar azimli ya da inatçı olmanıza bağlı.

Geçtiğimiz ocak sonunda apar topar ameliyat oldum ve 2 hafta ya yakın bir süre raporlu olarak işe gitmedim. Bu durumda çalışmadığınız bu sürelere ait iş görmezlik ödeneğini SGK size teoride 45 gün içinde ödüyor. Pratikte ise bu ortalama 6 ay. Bu süre içinde kaç kere SGK gidersiniz, kaç kere alo SGK 170 hattını ararsınız, kaç kere PTT ye param yattı mı diye sorarsınız bilemiyorum. Ama tam bir sinir harbi olduğunu söylemeliyim.

Sonuç olarak ilgili evrakın işlemi 5 ay sonra tamamlanabildi ama paraya yine hemen alamıyorsunuz. İletişim çağı dediğimiz bu çağda e-devlet şöyle böyle diye atan tutan yetkililer gariban işçinin parasını bir kurumdan diğer kuruma ancak 20 günde transfer edebiliyorlar (Bugün 20inci gün ama yine de alabileceğime dair bir umur yok içimde. ).

Hainler

Ortaligi karistirma isini iyi biliyorlar Adamın biri çıkıyor Milletin meclisinde o meclisin kurulmasını sağlayan ulu önder hakkında ileri geri konuşuyor.

Ama sanırım niyetlerinin sadece suyu bulandırmak, ortalığı karıştırmak olduğu fotoğraftaki “memnun” yüz ifadesinden anlaşılıyor. Nasıl da mutlu, “eheeh iyi karşıtırdım ortalığı” demiyor mu?

Ah Atam ahhhh…

Kaynak & Fotoğraf: http://www.hurriyet.com.tr

Kaynk Haber: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/20026562.asp

Ya İstiklal, Ya Ölüm!

Ya istiklal, ya ölüm!

İşittim ki bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyormuş..Ben kimseyi zorla milli meclis’e davet etmedim..Herkes kararında hürdür; bunlara başkaları da katılabilir..

Ben bu mukaddes davaya inanmış bir insan sıfatıyla buradan bir yere gitmemeye karar verdim..Arzu ederseniz hepiniz gidebilirsiniz.. O takdirde Asker Mustafa Kemal, mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline de Bayrağı alır, elmadağı’na çıkar, orada tek kurşunu kalıncaya kadar vatanı müdafaa eder, kurşunları bitince aciz vücudunu bayrağına sarar, düşman kurşunlarıyla yaralanır, temiz kanını mukaddes Bayrağına içire içire tek başına can verir..

Ben buna and içtim..

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

AFYONKARAHİSAR KOLORDU DAİRESİNDE SUBAYLARA HİTABEN KONUŞMA (31TEMMUZ 1920)

Efendiler!

Eski silâh arkadaşlarımla böyle yakından ve samimi temasta bulunmaktan büyük vicdanî zevk hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbıhal etmek isterdim. Fakat çoksunuz: müsait yer de yoktur. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle ile mülâhaza etmekle yetineceğim.

Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atıfetine borçlu değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerde tabiaten ve yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvetle, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur.

Dünyada hayat için, insanca yaşamak için bağımsızlık lazımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder.

Kuvvet ordudur. Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdanî imanıdır.

İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvelâ onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silâhlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüze ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak plânını takip ettiler ve ediyorlar.

Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayı mahvetmek, aşağılamak lâzımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz. Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.

Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak huzuruna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim ile karar vermiştir. Zaman zaman şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vuramayacaktır. Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lâzım olduğunu söylediğim kaynak -ki milletin vicdanî imanıdır- mevcuttur. Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulunur. Malûm bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; “ordunun ruhu subaylardadır. “. O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.

Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların, subayların yüce olan vazifesi budur. Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlâl edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve felsefeleriyle, giriştiğimiz bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler.

Şahsi ve hususi itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıflarının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler.

Çünkü düşmanlarımız herkesten önce onları öldürürler. Onları aşağılar ve hor görürler. Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır; şerefini korumak! Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi

ayaklar altına almaktır.

Dolayısıyla subay için “ya istiklâl, ya ölüm” vardır. Fakat arkadaşlar ÖLMEYECEĞİZ, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız.

Mustafa KEMÂL