Archive for the ‘Eleştri’ category

Beyin Sahipleri

May 6th, 2009

“Büyük dinimiz, çalışmayanın insanlıkla alâkası olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler zamanın yeniliklerine uymayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl küfür, onların bu zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, beyinledir.”

Mustafa Kemâl ATATÜRK
1923atam

2B Arazileri satılamaz

January 26th, 2009

TEMA logo

Bildiğiniz gibi AKP cumhuriyetimizin ne kadar kazanımı varsa yerle bir etmeyi, varlıklarını yandaşlarına peşkeş çekmeyi geldiği ilk günden bu yana sistematik bir şekilde arttırarak devam etmektedir… Kendilerinde bu güveni nerden buluyorlar bilinmez ama şu noktada Allah korkuları olmadığı kesin…

Bir hata yapılmıştır ve bir arazi orman niteliğini yitirmiş olabilir… Bu hatayı telefi etmenin yolu o araziyi satmaktan mı geçer? O araziye tekrar orman niteliği hadi geçtim, yeşil alan niteliği kazandırılamaz mı? İlla ki birilerine satıp elden çıkarmak mı gerekir?

İçinde azıcık Allah korkusu olan insanlar böyle davranamaz değil mi?

İşte bu konuya dikkat çekmek, kamuoyu oluşturmak için TEMA‘nın bir imza kampanyası var.

Siz de kampanyaya katılarak konuya duyarlılığınızı gösterebilirsiniz.

İmza kampanyasına http://www.tema.org.tr/2B/ adresinden katılabilirsiniz…

Not: söylemeden edemiyeceğim. Konu hassas bir konu ama imza formunda doğum tarihi ve eposta bilgisi gibi kişisel bilgilerin istenmesi ve formun altında kafadan işaretli olarak gelen “TEMA Vakfı Haber Listesine Katılmak İstiyorum” seçeneğinin bulunmasını ahlaki olarak yanlış buluyorum…

Tutumlu olmak

January 14th, 2009

Öncelikle Yazıyı paylaşan Aslı arkadaşıma teşekkür ederim… Bir başlığı yoktu… Özür dileyerek bir başlık koydum…

Tutumlu olmak

long_rice-id279Beş yaşında idim. Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düştü. Babaannem eğildi, aramaya başladı. Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu .

Çocukluk iste,

-Aman babaanne, bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?

Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.

- Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?’

Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

Aradan yıllar geçti. Hukuk Fakültesinde öğrenciyim. Alain’ in proposlarini okuyorum. Birden irkildim. Babaannemi hatırladım.

Alain, “bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur.” diyordu. İlave ediyordu.

“Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri, göz nuru, el emeği vardır” diyordu.

On dokuz yıl evveldi. Stockholm’e gitmiştim. Bir otele indim. Geceydi. Sabahleyin, traş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.

‘Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın, yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun’ diyordu.

Doğrusu hayretler içinde kaldım. Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya üzerinde’ İsveç çeliğinden yapılmıştır’ diye yazardı. İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.

İsviçre’de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar bir haberi duyurur. ‘Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsviçre’nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.’

Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır. Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir.. Böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.

Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.

Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor.

Zamanın başbakanı meclisi toplar. Kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;

“Şu andan itibaren” der, “Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.”

Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır. Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.

Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm. Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak…

*Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?
*Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür.Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki, İlk okul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.

Bir mıh bir nalı kurtarır.
Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
Bir komutan bir orduyu,
Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..

Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.

(ALINTI – Yazarı Bilinmiyor)

Ebleh yerine koymak yasaktır

January 13th, 2009

bu sitede yazılanların hiçbiri doğru değildir. site içeriği küçükler için sakıncalı olabilir. yazılardan yazarları sorumludur. kaynak göstermeden alıntılanamaz. devlet tarafından atanmış bir kurumun internet üzerinde kimin hangi bilgiye ulaşıp ulaşamayacağına karar vermesi insan haklarına aykırıdır. web siteleri kullanıcıların istekleri doğrultusunda bağlandıkları yerlerdir. kullanıcılar isterlerse bir web sitesine bağlanmayabilirler. bu güçleri ve imkanları mevcuttur. bir kullanıcı bir siteye bağlanmak istiyorsa bu onun tercihi ve hakkıdır. bağlanmak istemiyorsa bu yine onun tercihi ve hakkıdır. halkın kendisine hizmet etmesi için görevlendirdiği kurumlar hadlerini aşıp halka neye ulaşıp ulaşmayacağını bilmeyen cahil cühela muamelesi edemezler. ebeveynlerin çocuklarını sakıncalı içeriklerden koruması için çok sayıda bedava ve ücretli yazılım mevcuttur. bu yazılımlar bir web tarayicisini kullanmaktan daha karmaşık teknik bilgi gerektirmemektedir. devletin milletini küçük düşürmesi ve ebleh yerine koyması yasaktır.

copyright © 1999-2012 sourtimes entertainment

Teşekkürler sourtimes

Ülkenin değişen yüzü

November 19th, 2008

Önce haberi okuyun lütfen…

milliyet

Değişen iktidar ile TRT de yeni yerleşen zihniyet bu işte…

Banu Avar ülke ülke gezip belgesel tadında gazetecilik çalışmaları yapıyor… İzlenilen 60 dk bir programı hazırlamak için günlerce ekibiyle birlikte çalışıyor. Program başına 30 bin alıyor.

Hakan ŞÜKÜR ise programdan bi süre önce çıkıp ekranda atıp tutacak, ve program sonunda çıkıp gidecek… “Bu iş için aldığı para 10 bin YTL bile değil… Çok ucuza kapattık” denebiliyor.

Elmalarla Armutları karşılaştırıp bunu halka sunuyorlar ve ne yazık ki bizler de yutuyoruz…

Güvercinler

November 4th, 2008

İki emekli parkta güvercinlere yem atıyorlardı,

Birinci ihtiyar “şu güvercinlere ne zaman yem atsam, siyasetçileri hatırlıyorum” dedi.

Diğer ihtiyar “Neden…???” Diye sorunca ekledi;

“Yerde dolaşırken elimizden yiyorlar, havalanınca kafamıza sıçıyor şerefsizler…!”

Paylaşım için arkadaşım İbrahim UZEL’ e teşekkür ederim…

Durum bundan daha iyi anlatılamaz ki…

September 14th, 2008

Deniz Feneri komedyası

September 10th, 2008

Ortalık çok fena karıştı, Cem Yılmaz’ın gora da Erşan Kuneri karakteri ile söylediği gibi “olay köşkte geçiyor; ahçı uşağa, uşak bahçıvana, bahçıvan şoföre, şoför uşağa, sonra hepsi uşağa” Herkes birbirine girdi. Ben bu olayda tek gördüğüm AKP’ nin köşeye sıkıştığı ve bu sıkışmışlıkla saçma açıklamalar yapmaya ve yaptırtmaya başladığı…

İlk olay, sanıklardan biri “diğerine, başbakana verilmek üzere parayı teslim ettiğini” söylüyor. Sonra diğeride bunu doğrulayarak “Parayı başbakan a teslim ettim” diyor. Ardından dün ağız değiştirip “Ben başbakana para teslim etmedim, kayıtlara geçsin!” diyor. Hehe… “Parayı aldın yani, köftehor!” diyorum içimden…

İkinci olay, Deniz Feneri dernek başkanı çıkıyor lojistik merkezinde basın toplantısı yapıyor. Açıklamalarında “bizim almanya da ki dernekle ilgimiz yoktur!” diyor. Sonra bu söylediğini kendi kendini yalanlayarak “Almanyadaki derneğe dava açıldığında derneğimiz üç ay süren denetlemeye alınmıştır ve almanya deniz feneri derneği ve kanal 7 televizyonu ile ilişkilerimiz bir usülsüzlük bulunmadığı sonucuna varmıştır” diyor… Yani hem ilişkin yok hem de olmayan ilişkide herşey usülüne uygun…

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu…

Bebeklerde Bıngıldak, Medya

August 9th, 2008

Başlığı okuduğunuzda anlamsız 2 konu başlığı gördünüz…

Bir bebek beklediğimiz için bebeklerle ilgili programlar daha fazla ilgimizi çekmeye başladı… Hangi kanalda bir bebek ya da bebek programı görsek izliyoruz… O kadar kaptırıyoruz kendimizi hangi kanalda olduğumuzun bile farkına varmadan izliyoruz.

Hafta sonu öğleye doğru, TV kanallarında gezinirken kocaman “Bebeklerde Bıngıldak” yazısını görünce hemen izlemeye başladık… Geçenlerde Başak ve Umut Kuzenlerimin bebeği dünya gelmiş, ziyaretine gitmiştik. Ziyaret sırasında eşim mesleki bilgilerinden faydalanarak bebeğin başıyla fazla oynanmasının sakıncalı olabileceğini söylemişti. Bu nedenle de konu daha fazla ilgimizi çekmişti.

Programın adı “Minik Misafir”di. Altta sürekli olarak “Bebeklerde Bıngıldak” yazısı kalıyor arada bir de konuşan şahsın kim olduğuna dair bilgi yazısı “Prof. Dr. Hakan ŞATIROĞLU” ekrana geliyordu…

“Bıngıldağı hafifçe elimizle kontrol edip, erken kapanması durumunda hemen bir hekime başvurmalıyız… ” Sayın profesör bıngıldak konusunu anlatırken sanki konunun bir parçasıymış gibi şunları söylemeye başladı:

“Doktorlar zaten durumu sürekli kontrol edeceklerdir. Aslında biz çok şanslıyız, çok güzel bir sağlık sistemimiz var… Her ne kadar basında, orada burada sadece sağlık sistemimizin kötü yanları, acil servislerde yaşanlar, sağlık skandalları gösteriliyor olsa da sağlık sistemimiz çok iyi… Özellerden hiç bahsetmiyorum, her mahallede sağlık ocağımız var… Daha iyi anlatabilmek için bir karşılaştırma yapayım. Örneğin bizde 20.000 kadın doğum uzmanı var bu sayı nüfusu 65 Milyon olan İngiltere’de 5.000 dir… Ayrıca 70.000 civarında pratisyen hekimimiz var ki bunlar sağlık sistemimizin asıl neferleridir… Hastaneler artık yataklı hizmet veren yerlerdir… Diğer sağlık sorunları 1. kademe dediğimiz sağlık birimlerinde pratisyen hekimlerimiz tarafından giderilmektedir… Bir sorun olduğu zaman hemen mahallemizde bulunan sağlık ocağına koşabiliriz… Yoksa mutlaka yan mahallede vardır, oraya gidebiliriz… Sağlık ocağına gittiğimizde herşey ücretsiz olarak yapılır…”

Sonra tekrar bıngıldak konusuna döndü…

“Bıngıldak çok önemlidir…”

Eşim’e döndüm ve “Ne anlattı şimdi bu adam.” dedim… Sonra ikimizde aslında AKP yanlısı bir televizyon kanalı olan “Kanal A” izlemekte olduğumuzu adamların çaktırmadan programların içlerine hükümet propangandaları yerleştirdiğini anladık…

Konuşan bir profesördü… Önemli bir konuda bilgi verecekti… Tüm algılarımızı bu zatı dinlemek üzere açmış anlattığı her şeyi ön yargılarımızı devre dışı bırakmış olarak alıyorduk. Propanganda sırasında bizde de tüm diğer insanlarda olacağı gibi “Gerçekten çok şanslıyız, aslında sağlık sistemimiz çok iyi…” fikri oluşmuştu.

Görülüyorki bu insanlar gerçekten büyük bir medya gücüne sahip ve bunu akıllıca kullanıyorlar… O kadar akıllıca ki sizi yumuşak olduğunuz noktalardan yakalayıp, beklemediğiniz anda düşüncelerini empoze ediyorlar…

Şu kadar lafın üstüne tek şunu söylemeliyiz…

Duyduğunuz her şeye inanmayın… Araştırın, sorgulayın… Oy verirken geleceğinizi şekillendirdiğinizi unutmayın…

Mesela bu sayın profesörün verdiği rakamlara bakalım. TÜİK sitesine girip ilgili istatistiklere baktım… Nedense istatistiklerde 2007 yılı yoktu… Bu nedenle 2005 ve 2006 rakamlarına bakalım…

“70.000 Pratisyen Hekimi Var!”

PRATİSYEN HEKİM SAYISI (2005) : 53.595
PRATİSYEN HEKİM SAYISI (2006) : 56.701

Artış 3.106. Yani iyimser bir hesapla pratisyen hekim sayımız 66.000 olmuştur… 70.000 demek ya da 70.000 civarı demek bile büyük bir yalandır… Üstelik istatistiklerde böyle bir rakam olmadığına göre birilerinin bu rakamları sayın profesöre verip söylettirdiği ortaya çıkıyor…

“20.000 Kadın doğum uzmanı var!”

UZMAN HEKİM SAYISI (2005) : 53.103
UZMAN HEKİM SAYISI (2006) : 57.882

Artış 4.779 kişi. Yine iyimser bir hesapla uzman doktor sayımız. 68.000 olmuştur. Hadi 12.000 de benden 80.000 adet uzman doktorumuz olsun. Yani her 4 doktordan biri Kadın doğum uzmanı… Bir hastaneye gittiğinde elini sallasan kadın doğum uzmanına çarpar…

TUİK yapmamımış ama ben ayak üstü bi istatistik çıkartayım. 70.000 pratisyen hekim demek ortama 1.000 kişiye bir pratisyen düşüyor demek. 80.000 uzman doktor demek ortalama 900 kisiye bir uzman doktor düşüyor demek… Konu uzman doktor olunca 10 farklı uzmanlık olduğunu düşünseniz bir uzmanlık dalındaki doktora ortalama 90.000 kişi düşecek demektir… Bu yaptığım istatistik tabi ki bilimsel ya da gerçek değil… Ama kafamızda bir resim oluşturmuştur her halde…

Sayın profesörün İngiltere ile ilgili verdiği rakamlara ulaşamadım… Ama yukarıda rakamlarla yarattığı imaj benim için yeterli oldu…

İşte bu yüzden Aldatma ve Kandırma bu partiden sorulabilir..

Referanslar:
http://www.tuik.gov.tr/
http://www.statistics.gov.uk/

AK Parti Kapatılmadı…

July 31st, 2008

Anayasa mahkemesi kararını açıkladığı andan itibaren medyanın büyük bölümü ağız birliği yapmış gibi. Tüm haberlere “AK Parti kapatılmadı…” diye başladı. Halen daha tüm tartışma programlarında alt yer alan bantlarda sürekli “AK Parti kapatılmadı…” yazılarını görebilirsiniz… Her yerde sanki parti ve suçlanan kişiler beraat etmiş gibi bir hava var… Kimse savcının Anayasa mahkemesine açtığı davada mahkum edildiğinden bahsetmiyor…

Evet kimse bahsetmiyor… Ama AK Parti mahkum olmuştur… Yani suçlamalar kabul edilmiş ve mahkeme bir ceza takdir etmiştir…

Medya’da çarpıtılan bir konuda kararın alınmasında etkili olan oylardır… Tek vurgulanan şey Kapatılmama kararırın 6 ya 5 oyla alınmış olmasıdır… Evet parti kapatılmamıştır. Çünkü kapatılsın diyenlerin sayısı 6 da kalmış yeter sayı olan 7yi bulamamıştır. Öte yandan yine ne hikmet medyamız verilen mahkumiyet kararının 10a karşı 1 oyla alındığından yani 11 üyeden 10 tanesinin AK Partinin laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği konusunda hem fikir olup mahkum edilmesine karar vermiştir.

Ama hala medyamız inatla işlerine gelen 6-5 den bahsetmektedirler…

Nedir bu 6-5, 6 kişi “AK Parti suçludur kapatılsın” demiştir, 4 kişi “AK Parti suçludur ama kapatılmasın hazine yardımından mahrum bırakılsın” demiştir. 1 kişi ise “AK Parti suçsuzdur, odak haline falan gelmemiştir, kapatılmasın” demiştir

Yani, yüksek mahkemenin 10 üyesi “AK PARTİ SUÇLUDUR!” demiştir.

Her ne kadar Anayasa mahkemesi başkanı “Ciddi bir ihtar verdik” dese de AK Parti cephesinden gelen açıklamalar bunun hiç de ciddiye alındığını gösterir nitelikde değildi. Başbakan yaptığı açıklamalarda bir tek “Durmak yok, yola devam!” demedi…

Temennim AK Part silkelenir ve tabana ait %47 oyu yönetim kademelerine demokratik bir anlayışla yansıtabilir ve gittiği yanlış yönden böylece dönebilir…

Her ne kadar mahkeme AK Partiyi kapatmayarak beklenen krizin sorumluluğunu yüklenme görevini AK Partiye iade etmişse de, sabir gördüğü suçla ilgili olarak ismi geçen kişilere de cezalarını vermeli idi… Zaten suçu işleyen parti değil, partiyi yönetenler değil midir? O halde neden bireylere hiç ceza verilmemiştir…

Türk adaleti bun yanlışı tez zamanda düzeltmelidir…